Blue Chip Sanat, finans dünyasındaki “blue chip hisse” kavramının sanata uyarlanmış hali. Uzun yıllar boyunca değerini kanıtlamış, yüksek talep gören, müze ve küratörler tarafından kabul edilen, kültürel sermayesi güçlü, arzı sınırlı sanatçıların eserleri bu kategoriye giriyor.
Blue Chip bir eserin özellikleri:
– Arz sonsuza kadar sınırlı,
– Talep küresel ve giderek artıyor,
– Likiditesi yüksek,
– Kültürel prestij ve statü taşıyor.
Geçtiğimiz günlerde Gustav Klimt’in *Portrait of Elisabeth Lederer* eserinin 236.4 milyon dolara satılmasının sanat piyasasında geniş yer bulduğu söyleniyor. Yatırımcı talebi artıyor ve sanat, yüksek enflasyon dönemlerinde güçlü bir hedge aracı olarak öne çıkıyor deniyor. Bu satış yalnızca bir müzayede sonucu değil, küresel yatırımcı davranışının bir yansıması olarak görülüyor.
Blue chip sanat bugün birçok kurumun ve fonun “alternative investments” kategorisinde stratejik bir varlık sınıfı. Çünkü arz sonsuza kadar sabit ve talep sürekli artıyor.
Sanat Yatırımlarının başlıca özellikleri şöyle:
– Enflasyona karşı dayanıklı,
– Jeopolitik belirsizlik dönemlerinde istikrarlı,
– Artan likidite sayesinde yatırımcılar daha hızlı işlem yapabiliyor.
Şimdi ise en az bilinen en pahalı eserlere ve fiyatlarına bakalım:
Interchange – Willem de Kooning – ~300 milyon $ (özel satış, 2015)
Nafea Faa Ipoipo? (When Will You Marry?) – Paul Gauguin – ~300 milyon $ (özel satış, 2015)
The Card Players – Paul Cézanne – ~250 milyon $ (özel satış, 2011)
Portrait of Elisabeth Lederer – Gustav Klimt – 236.4 milyon $ (Sotheby’s, 2025)
Wasserschlangen II (Water Serpents II) – Gustav Klimt – 183.8 milyon $ (özel satış, 2013)
Number 17A – Jackson Pollock – 200 milyon $ (özel satış, 2015)
No. 6 (Violet, Green and Red) – Mark Rothko – 186 milyon $ (özel satış, 2014)
The Standard Bearer – Rembrandt – ~198 milyon $ (devlet alımı, 2022)
Shot Sage Blue Marilyn – Andy Warhol – 195 milyon $ (Christie’s, 2022)
Nu Couché (Reclining Nude) – Amedeo Modigliani – 170.4 milyon $ (Christie’s, 2015)
Nu Couché (sur le côté gauche) – Amedeo Modigliani – 157.2 milyon $ (Sotheby’s, 2018)
Three Studies of Lucian Freud – Francis Bacon – 142.4 milyon $ (Christie’s, 2013)
Geçtiğimiz günlerde izlediğim dizi, birinci kuşak babanın bu dünyadan ayrılmasıyla başlıyor, ikinci kuşak aile üyeleri ile onların iş ve özel yaşamlarını konu alıyor. Dönemin sosyal, siyasi ve ekonomik ortamı, bir marka hikayesiyle ele alınıyor. Lüksün ve itibarın ardındaki finansal strateji, dizide dikkat çekiyor.
Guinness ailesi, 18. yüzyılda bir bira markası kurarken aslında bir kurumsal mirasın temellerini attı. Bu miras, yüzlerce yıl sonra bile ekonomik anlamını koruyabildi çünkü aile, servetini bir tüketim aracı değil, yatırım enstrümanı olarak gördü.
House of Guinness, bize sıkça karşılaşılan bir paradoksu hatırlatıyor: Güç kimde olacak? Sermayeyi üreten mi, yöneten mi, yoksa miras alan mı? Dizideki çatışmaların özünde tam da bu soru yatıyor.
Profesyonel yatırım yönetimi bakış açısıyla bakıldığında, kurumsallaşmış bir yönetim mekanizması olmazsa, varlıklar çoğaldıkça risk de büyür. Her üye kendi çıkarı yerine kurumsal çıkarı gözetmediğinde, servet zamanla çatışma fonuna dönüşür.
Dizide karakterlerin yaptığı hatalar, aşırı kontrol isteği, güven eksikliği, kısa vadeli hırs, finansal hatalarla birebir örtüşüyor. Görülüyor ki bir lider için asıl mesele, yalnızca varlık dağılımını değil, duygusal dengeyi de koruyabilmektir.
Guinness ailesinin hikâyesi, aslında yatırım yönetiminin sanatıyla ilgilidir. İtibarın finansallaşması, markanın kurumsallaşması ve mirasın profesyonelleşmesi. Gerçek yatırım yönetimi, sadece bugünü kazandıran değil, yarını yaşatan stratejidir.
Park Güell, İspanya’da bulunan, bahçelerden ve çeşitli mimari unsurlardan oluşan ilginç bir kamu parkı. Günümüzde Barselona’nın en popüler turizm noktalarının başında geliyor. UNESCO tarafından “Antoni Gaudi’nin Eserleri” adı altında Dünya Mirası Alanı olarak ilan edilmiş bir bölge. Ancak çıkış noktası bundan çok farklı. Gelin bir de Park Güell’e gayrimenkul perspektifinden bakalım.
İspanyol girişimci ve iş adamı Eusebi Güell, Barselona’nın kuzey bölgesinde, ova ve deniz manzaralı Carmel Tepesi yamaçlarında, yaklaşık 171.800 m2 büyüklüğünde bir arazi satın alıyor. Araziye Barselona’nın zengin ve soylu insanları için, içinde kamu yapılarının ve 60 adet konutun bulunduğu bir şehir inşa ettirmek istiyor. Eusebi Güell, İngiltere ziyaretinde görerek etkilendiği bahçe-şehir tarzındaki bu projeyi gerçekleştirmek için yakın dostu Antoni Gaudi ile anlaşıyor. Dönemin kraliyet üyesi Eusebi Güell’in isteği üzerine, Barselona aristokratlarının kullanımı için Antoni Gaudi tarafından tasarlanan Park Güell, 1900-1914 tarihleri arasında inşa ediliyor. Bahçe-şehir projesi, konutlar, çeşitli sosyal etkinliklerin düzenlenebileceği bir meydan ve sosyalleşmek için çeşitli ortak kullanım alanlarından oluşuyor. Güell ve Gaudí, doğal bir parkın içinde yer alan bu projeyi, maksimum konfor sağlamak için en son teknolojik gelişmelerle donatılmış, sanatsal bir dokunuşla tamamlanmış, yüksek kaliteli evlerden oluşan organize bir bölge olarak hayal ediyor.
Ancak 1914 yılında çalışmalar durduruluyor. Koca bir şehir olması gereken Park Güell projesi yarım bırakılıyor. İki ev, üç viyadük, bir meydan, bir sütunlu salon ve Gaudi’nin kişisel evinden oluşan bir proje olarak kalıyor. Peki başlangıçta lüks bir konut alanı olarak planlan proje, o dönem için gayrimenkul geliştirme açısından baktığımızda neden başarısız oldu?
Arazi ve İmar Durumu
Temiz havası, denizin ve Barselona Ovası’nın muhteşem manzarasına sahip konumu rakipsizdi. Ancak arazinin topografik yapısıyla başa çıkmak için karmaşık bir yol, viyadük ve basamak ağına sahip yaklaşık altmış adet üçgen şekilli parsel için izin verildi. İmarın son derece ayrıcalıklı bir karakteri vardı. Parsellerin yalnızca altıda biri üzerine inşaat yapılabiliyordu ve evlerin yüksekliği ve yerleşimi deniz manzarasını engelleyemeyecek veya komşuları güneş ışığından mahrum bırakmayacak şekilde ayarlandığından inşaat koşulları oldukça kısıtlayıcıydı. Ayrıca o dönem için uygun bir ulaşım sistemi yoktu.
Proje Pazarlama Aktiviteleri
Aynı zamanda inşaatın yüklenicisi olan Josep Pardo Casanovas, satışları teşvik etmek için Gaudi’nin asistanı Francesc Berenguer tarafından tasarlanan bir gösteri evi inşa etti. Ayrıca projenin mimarı Gaudi, 1906’da babası ve yeğeniyle birlikte yaşamak için oraya taşındı.
Kısa bir süre sonra, 1907’de Eusebi Güell, siteyi geliştirme amacıyla satın aldığında zaten orada bulunan eski konağına taşındı. Ayrıca o yıllarda büyük meydanda çok sayıda sivil etkinlik düzenlendi. Ancak uygulanması zor kira sözleşmeleri kapsamındaki arsaların karmaşık satış koşulları alıcı kaybına sebep oldu. Alıcı eksikliği, 1914’te inşaatın terk edilmesine neden oldu ve inşa edilmesi öngörülen altmış evden yalnızca ikisi yapıldı.
Bu başarısızlığın birkaç ana nedeni var:
Pazar Talebi ve Konum: Park Güell, Barcelona’nın kuzeyinde, şehir merkezinden biraz uzak bir bölgede yer aldı. O dönemde bu bölgeye ulaşım zordu ve zengin sınıfın şehir merkezine daha yakın yerlerde yaşamayı tercih etmesi nedeniyle, burada lüks konutlara talep düşük kaldı. Bu da Park Güell’deki konutların satılmasını zorlaştırdı. Projenin başarısı için pazar araştırması yapılarak, alıcıların ihtiyaç ve tercihleri daha iyi anlaşılabilirdi. Proje, üst sınıf için lüks konutlar olarak planlanmıştı. Pazar talebi analiz edilerek, doğru hedef kitle belirlenmeliydi.
Ekonomik Durum: Proje, 1900’lerin başlarında, ekonomik olarak belirsiz bir dönemde başladı. Ekonomik sıkıntılar, yatırımcıların ve potansiyel alıcıların ilgisini azalttı. Projenin tarihi ile ilişkili olarak, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Avrupa genelinde ekonomik belirsizlikler ve finansal zorluklar yaşanıyordu. Bu durum, insanların büyük yatırımlar yapma konusundaki isteksizliğini artırdı. Özellikle lüks konut projelerine olan talep azaldı. Ekonomik kriz ve Birinci Dünya Savaşı gibi faktörler, projenin finansal sürdürülebilirliğini olumsuz etkiledi.
Mimari ve Tasarım: Antoni Gaudi’nin tasarımları çok özgün ve sıra dışıydı. Bu yenilikçi ve alışılmadık mimari tarz, herkesin beğenisini kazanamadı, geniş bir kitleye hitap etmedi. O dönemde potansiyel alıcılar, Gaudi’nin vizyonunu fazla yenilikçi veya anlaşılmaz buldu. Projenin hedef kitlesi için daha geleneksel tasarımlar tercih edilebilirdi. Gaudi’nin tasarımları estetik açıdan çarpıcı olsa da, işlevsellik ve günlük yaşamın ihtiyaçları açısından yeterince çekici bulunmadı.
Yönetim ve Finansman: Proje, Eusebi Güell tarafından finanse edilmekteydi. Ancak, yeterli sayıda parsel satışı gerçekleştirilemediği için finansal sürdürülebilirlik sağlanamadı ve proje tam olarak hayata geçirilemedi. Eusebi Güell’in finansal desteği tek başına yeterli olmadı. Daha geniş bir yatırımcı ağı veya alternatif finansman kaynakları araştırılabilirdi.
Pazarlama Kampanyaları
Projenin pazarlanması ve tanıtımı konusunda daha etkili stratejiler geliştirilebilirdi. Potansiyel alıcılara ulaşmak için daha geniş çaplı ve hedefli pazarlama çalışmaları yapılabilirdi. Farklı ödeme seçenekleri, taksitlendirme gibi alıcıları teşvik edecek satış stratejileri uygulanabilirdi.
İnşaat ve Malzeme Temini: Savaş döneminde inşaat malzemelerinin temininde zorluklar yaşandı ve maliyetler arttı. Bu durum, projelerin tamamlanmasını zorlaştırdı ve maliyetlerin yükselmesine neden oldu.
Sonuç olarak, Park Güell’deki konutların satılamamasının ardında bir dizi ekonomik, sosyal ve coğrafi faktör bulunuyor. Bu nedenler, projenin başlangıçtaki hedeflerine ulaşmasını engelledi ve sonuçta Park Güell, planlanan konut alanı olarak değil, bir park olarak kullanılmaya başlandı. Park olarak düzenlendikten sonra ise, bugün Barselona’nın en önemli turistik cazibe merkezlerinden biri haline geldi.
Peki proje başarılı olsaydı?
Bölgeye olan talep artışı nedeniyle, ulaşım altyapısı da geliştirilmek zorunda kalırdı. Bu durum, şehirde daha geniş ve etkili bir ulaşım ağı kurulmasına yol açabilirdi.
Başarılı bir proje, bölgenin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunabilirdi. İnşaat sektöründen, hizmet sektörüne kadar çeşitli alanlarda istihdam ve yatırım artışı sağlanabilirdi.
Gaudi’nin tasarımlarının ticari bir başarı elde etmesi, onun ve diğer modernist mimarların eserlerine olan ilgiyi artırabilir ve daha fazla modernist yapıların inşa edilmesini teşvik edebilirdi.
Lüks konutların başarıyla satılması, bölgeye üst sınıf bir nüfusun yerleşmesine neden olabilirdi. Bu durum, sosyal ve kültürel dinamikleri etkileyerek, bölgenin prestijli ve yüksek yaşam standardına sahip bir yerleşim alanı olarak gelişmesini sağlayabilirdi.
Gaudi’nin özgün tasarımlarıyla dolu bir konut bölgesi, zamanla turistik bir cazibe merkezi haline gelebilirdi. Turistlerin ilgisini çeken bir bölge olarak, yerel ekonomi üzerinde olumlu etkiler yaratabilirdi.
Başarılı bir lüks konut projesi, çevredeki gayrimenkul değerlerini artırabilirdi. Bu, bölgenin genel olarak daha yüksek bir ekonomik değere sahip olmasını sağlayabilirdi.
Park Güell, bir gayrimenkul geliştirme projesi olarak başarısız olmuş olabilir, ancak bu başarısızlık önemli dersler ve gelecekteki projeler için değerli çıkarımlar sağlamakta:
Pazar Araştırması ve Konumun Önemi: Doğru konum seçimi ve hedef kitlenin ihtiyaçlarına uygun bir proje planlaması yapılması önemli.
Finansal Planlama ve Risk Yönetimi: Finansal sürdürülebilirlik ve ekonomik krizlere karşı hazırlıklı olunması önemli.
Mimari ve Tasarımda İşlevsellik: Estetik kadar işlevselliğin de göz önünde bulundurulması gerekmekte.
Esneklik ve Dönüşüm Potansiyeli: Projelerin farklı kullanım alanlarına dönüşebilme esnekliği, başarısızlık durumunda bile değer yaratabilir.
Park Güell’in bugünkü durumu göz önüne alındığında, projenin başarısızlığı aslında bir tür “başarıya” dönüşmüş. Bugün, Park Güell, Gaudi’nin sanatsal ve mimari dehasının sergilendiği, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve milyonlarca turistin ziyaret ettiği bir park olarak, günümüzün en önemli simgelerinden biri haline gelmiş. Projenin esnekliği ve yeniden kullanım potansiyeli, başarısızlık durumunda bile önemli bir başarı faktörü olarak değerlendirilebilir.
Webtures Talks’ın 76. bölümünde sevgili Öykü Göğer ile gayrimenkul ve gelecek vizyonları üzerine sohbet ettik.
Bu güzel podcast serisinde, iş geliştirmede müşteri memnuniyeti, karlılık, strateji, hedef kitle gibi konuları konuştuk. Hedef kitleye ulaşırken hangi platformların kullanılması gerektiğinden ve dijital pazarlamanın öneminden bahsettik.
Dijitalleşme ve gelişen teknolojiler, örneğin yapay zeka gayrimenkul sektörünü nasıl etkiledi?
Hangi alanlarda nasıl gelişmeler oluyor?
Teknolojinin inşaat ve gayrimenkul sektöründeki kullanım alanları neler?
Akıllı şehirler,
Uzaktan çalışma trendleri başta olmak üzere pek çok alana değindik.
Ayrıca bir markanın bilinir ve güvenilir bir konuma gelmesi için nelere dikkat edilmeli?
Son olarak ise 2023 yılı gayrimenkul adına nasıl bir yıldı? 2024’te bizi neler bekliyor?
Podcast için linki inceleyebilirsiniz.
Bu keyifli söyleşi için emeği geçenlere teşekkür ederim ✨